1970'ler

Baba Ayşe

Yaz tatili olmuş köye babaannemin yanına gitmişiz, her yıl olduğu gibi. Yedi, sekiz yaşındayım. Köyde babaannemin komşularından olan Ayşe Teyze’nin adını hep duyuyorum, ama kendisini hiç görmedim. Babaannem ona “Ayşe Abla” diyor, ama kalan herkes onu “Baba Ayşe” olarak tanıyor.

Hiç anlamazdım neden bir kadının adında “baba” lakabı var? Soruyordum bunu. Kuzenlerimden biri bir gün bana hayretle “Sen hiç görmedin mi Baba Ayşe’yi?!” diye sordu ve hemen ekledi? “Görme zaten korkarsın!”

İyice meraklanmıştım ama korkmuştum da peşin peşin.

Köyde bir gece komşuya oturmaya gittik. Bir sürü çocuğuz, kapı önünde koşup oynuyoruz. [i]Yazın ve köyün en güzel tarafı da eve yatmadan yatmaya gitmek ve hep dışarıda olmaktı.

Çocuklardan biri, kulağı ağrıdığından iki gündür ağlıyormuş. Kadınlardan biri “Baba Ayşe’ye gidelim.” dedi. Ne yapacaklarını sordum, öğrenince de bayılacak gibi oldum. Baba Ayşe kulağakaçanları kulaktan içeri salacakmış. Kulağakaçan ince uzun, başında kancalı dokunaçları olan bir böcek. Köy kadınları bu böcekleri kulağı ağrıyanların kulağından içeri yolluyordu, böcekler çıktığında kulağın iyileşmiş olacağı söyleniyordu. Hiç unutmuyorum elektrikler kesikti o an bunlar konuşulurken. Ortalığın zifiri karanlığına bakmadan o evden çıkıp gece karanlıkta eve döndüm. Kimseye de haber vermeden. Babaannem kızdı bana döndüğünde ama umurumda bile değildi.

Ertesi gün kulağı ağrıyan çocuğu gördüm, yaşıyordu, hayattaydı ve koşup oynuyordu! Demek ki böcekler beynini yememişti! Baba Ayşe’ye gitmişler miydi?

Kulaklarım delik değildi, herkes gibi küpe takamıyordum. Babaannem “Gel Ayşe Abla’ya gidelim o kulak deliyor, seninkileri de delsin, sonra küpe alırız sana.” dedi bir gün, pat diye.

-Nasıl deliyor?
-Deliyor işte.

Kuzenim lafa karıştı:

-Yorgan iğnesiyle.
-Neeee! Yorgan iğnesi mi?
-E tabii. Delikten küpe geçecek kadar büyük olması için iğnenin de büyük olması lazım.

Midem bulandı birden, istemediğimi söyledim. Babaannem:

-Ama soba külü ile iyice ovup kulak memesini uyuşturuyor. Sen hiçbir şey duymuyorsun.

Soba külü bu işe de yarıyor!?

Uyuşacak demek, bir şey de duymayacağım.
Asıl önemlisi çok merak ettiğim Baba Ayşe’yi göreceğim!

-Tamam, peki.

Gece oturmaya gittik Baba Ayşe’nin evine. Kapı önünde insanlar toplanmıştı, sohbete dalmıştı herkes. O kadar kadının içinde Baba Ayşe’nin kim olduğunu ve neden Baba Ayşe dendiğini anında anladım. Çok çok kalın sesliydi, yüzünde tüyler vardı, çok iri yarıydı. Fakat ilginç bir şey oldu bu an. Ne hayal ettiysem öncesinde, ne bekliyorduysam… Bu gördüğüm kadın hiç de korkutmadı beni.

Baktım baktım, korkmadım.

Kulak deldirme işine sıra geldi. Soba külünü aldılar kulağımı ovdular, ovdular uyuşmasını bekledik. Hiç bir şey olmadı, uyuşmadı, hâlâ hissediyorum. Biraz daha ovdular, biraz daha… Aslında o kadar ovunca soba külüne gerek yok belki, kulağım uyuştu sanki, ama yok hâlâ hissediyorum. Sanırım olmasını beklediğim acıyı hissetmemek değil, kulağımın tümüyle yok olmasını beklemekti. Ben de karar verdim:

-Deldirmeyeceğim!

Babaannem bize ne zaman kızsa aynı tabiri kullanır:

-Hınzırın eniği, ne getirdin bizi o zaman?

Baba Ayşe gülüyordu bize bakıp. Ben de ona güldüm.

Kulağımı on sekiz yaşında deldirdim.


Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

References
i Yazın ve köyün en güzel tarafı da eve yatmadan yatmaya gitmek ve hep dışarıda olmaktı.

Baba Ayşe&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: