2000+

Annem, Ferhan Beyler ve Aşk Hayatı

Hayatıma aldığım insanların Ferhan Şensoy’la garip bir bağı var. Hatta bir flörtüm, işi onun resmini çerçeveletip duvarına asacak kadar ileri götürmüştü. Yeminle, şaka yapmıyorum. Resmi gördüğüm an ne diyeceğimi bilememiştim, keşke annem de görseydi diye düşünmüştüm içimden, kıkır kıkır…

Annem Ferhan Şensoy’a bildim bileli sinir olur. “Bu kör olasıca adam küçümsüyormuş koskoca Derya Baykal’ı, senin o iple gıldır gıcıkla işin ne diye, biliyor musun? Dalga geçiyormuş resmen kadınla. Bak şimdi kadın ondan da fazla kazanıyor o dalga geçtiği şeyler sayesinde, gördün mü? Bak, bak nasıl diğer kadınları da çıkarıp reklamını yapıyor, helal olsun! Dükkânı varmış bu çıkardığı kadının mesela, kendi yaptığı ürünleri satıyor. Dur şu yeleğin modelini kaçırdım, Youtube’tan bulur muyuz bunu?”

Emekliliğinden sonra büyük bir “Deryalı Günler” hayranı oldu annem. Evdeki küçük balkonların ikisini de kapatıp ardiyeye çevirdi. Tuhafiye gezmek, ip bakmak, eski pantolonlarımı kesip çanta yapmak, kotların aşınan yerlerine etamin işlemek yegâne uğraşı olmuştu. Hiç unutmam goblene sardığı ilk yıllar, takmış kırmızı gözlüklerini, koca bir goblen tablonun ardından sesleniyor bana:

-Bunlar hep matematik aslında, şablonu kendi kumaşının büyüklüğüne göre oranlayıp sayıları oluşturmak ve ona göre işlemek…

Emekli matematikçi olduğundan mı, matematiği çok sevip vazgeçemediğinden mi, yoksa birileri tarafından -bkz. babam- “Ne işi var bu kadının bu gıldır gıcıkla?” diye yargılanacağını sezerek, yaptığı işi pozitif bilimle harmanlayıp kabul edilebilir kılmaya çalıştığından mı bunu söylüyordu tam bilemiyordum. Ama doğruya doğru. “Niye bu gıldır gıcığa para veriyorsun?’ diye iplere, yumaklara söylenen bir Ferhan Bey’le yaşıyorduk biz de:

Ne işe yarayacaktı o yaptığı tablolar?
Bu kadar tabloyu biriktip biriktirip mezara mı götürecekti?
Ne anlamı vardı canım bu ip işlerinin…

Şimdi hiç işimiz yokmuş gibi bu Ferhan Bey’e, Şili’deki diktatörlüğün tarihini nakışlara işleyen kadınları mı anlatalım, yoksa gereksiz gördüğü ip işlerinin, tarih kitaplarında kendine yer edinemeyen, susturulmuş hikâyeler için konuşacak bir dili mümkün kıldığından mı bahsedelim? Ah Ferhan Beyler…

Her şeye rağmen ipler anneme çok iyi gelmişti, o kadar ki o zamanlar liseli bir ergen olan ben bile heveslenmiştim bu işe. İşlenmemiş küçük bir goblenine el koymuştum kadının. Tabii sabrım yetip tamamlayamadım. Ama annem koca koca tablolar yaptı kendine. Annemin kalemi iyi değildir ama, bana kalırsa sonunda hikâye anlatmanın tam da kendine göre bir yolunu bulmuştu. İplerle kendi dilini kurmuştu.

O gün, flörtümün evindeki çerçeveli Ferhan Şensoy resminin önünde kıkırdarken bunları düşündüm. Bu sırada o, kendini övmenin 875. dakikasında falandı. Sonra bir anda “Neden bu evdeyim?” hissi geldi oturdu içime. Feranağbici çocuk sürekli “ben”le başlayan cümleler kuruyordu, benim “ben”le başlayan cümlelerime ne zaman sıra gelecekti? Bu çocuk ne anlatıyordu allasen, kendi kendine başarı hikâyesi mi yazıyordu üç dakikada? Homurtuyla karışık üç kelime, resmen içimden dışarı kaçıverdi: “Hadi be ordan!”

Çocuk şoka girmişti, “Efendim?” dedi. Bir daha tekrarladım: “HADİ BE ORDAN!”

O anda, yaptığımız şeylerin karşısında, ne işe yarayacak, ne gerek var, niye yaptın ki, neden bunu yaptın… diye bıdı bıdı kendinde söylenme hakkı gören, hep ben, ben diye başlayan cümleler kuran amcalara, babalara, kocalara, hocalara, sevgililere, partnerlere, Ferhanlara, Şensoylara, Ferhan Şensoyculara koca bir “HADİ BE ORDAN!” çıkmıştı ağzımdan.


Görüntü, yazardan.

Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Annem, Ferhan Beyler ve Aşk Hayatı&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: