1970'ler

Dağ Gibi Arkadaş

Ayşe Teyzeler beşinci katta, biz  dördüncü katta oturuyoruz . Bir kızı var: Gülfer. En küçük kız kardeşimle arkadaş. O aralar dört –beş yaşlarındalar. Fakat Gülfer aşırı yaramazlığı ile nam salmış bir çocuk. Fişek gibi; nasıl hareketli, nasıl ölçüsüz, herkesi şaşı eden cinsten. Durduğu yerde durmuyor, bir bakıyorsun karşında, bir bakıyorsun televizyonun üstünde. Hani o kocaman sandık gibi olan ve bir çocuğun üstüne çıkabileceği büyüklükteki televizyonlar var ya, işte ona çıkabiliyor Gülfer, çünkü istiyor. Bizim üst katımızda oturdukları için sürekli bir bam güm sesi var evde.  Annesi de bağırıp duruyor. “Gülfeeer!!!”

Evde bir de anneanne var. Namaz, niyaz, beyaz tülbent, kıpır kıpır dudaklarla her daim Gülfer’i okuyup üflüyor. Ama teyze üflerken Gülfer zıplayıp divana çıkıyor, “Hooop..” Zıp zıp zıplayıp ordan camın pervazında yürüyor. Tüle asılıp aşağı atlıyor. “Geeelmediii kiii…” diye bağırıp dualardan kaçıyor, sanırım dualar tutarsa bir daha tülden aşağı kayamayacağını biliyor. Dualar da tutmuyor zaten, teyze tutturamıyor.

Bir gün Gülfer aşağı inip Elif’le oynamak için bize geliyor. Yine şimşek gibi,”Fiyuvv fiyuuvv…” Evi hızlıca bir dolanıp kardeşimle beraber bir köşeye çekiliyorlar. Kısa bir sessizlikten sonra Gülfer hızlı hızlı kafasını sallayarak anneme “Teyze anneannem bize para verdi, bakkaldan sakız alalım mı?” diye soruyor. Annem “Ne parası, o nerden çıktı?” derken Elif’in avucunda demir, Gülfer’inkinde kâğıt beş lirayı görüyor. Gülfer bir çırpıda “Anneannem verdi.” diye yemin billah edip, ”Sor istersen.” diye annemi ikna edince annem de iyi miyi diyip çok da üstelemeden “Beraber gidip hemen dönün, annenin haberi yok.“ diye tembihliyor. Ha bu arada Gülfer çok da hızlı konuşuyor. 

Gülfer kapıda aceleyle çıkarıldığı için ters dönmüş terliklerini küçük bir tekmeyle düzeltip “Vınnn!” diye yola düşüyor. Elif de peşinden. “Şılak, şuluk…” diye sesler çıkaran terlikleriyle iniyorlar merdivenden. Uça uça bakkala gidiyorlar ama ne oluyorsa o ara oluyor. Elif biraz önce cebine koyduğu demir beş lirayı bulamıyor. Gülfer mavi gözlerini kırpıştırıp Elif’in ceplerini hızlı hızlı bir daha arıyor. Para yok! Olacak iş mi? Ama Gülfer üzülüp ağlamak yerine, el çabukluğu ile “Cırrrt…” diye elindeki kâğıt beş lirayı ikiye bölüyor. Para dediğin bölüşülür, bölüşmek için de ortadan ikiye ayırmak en güzeli. Gülfer bunu hemencecik kavrıyor.

“Al işte, ikimizin de parası oldu!” diyor.

Bakkal Osman Abi’nin boylarından yüksek tezgâhına pat pat ikiye bölünmüş kâğıt beşliği koyuyorlar, “Bize iki sakız!” diyip heyecanla bekliyorlar. Osman Abi gülüp söyleniyor ama işi uzatmadan sakızı veriyor. 


Görsel Pixabay

Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Dağ Gibi Arkadaş&rdquo için 1 yorum

  1. Selçuk Esen

    Ayfer i Gulfer yapmışsın ama o güzel srkadaşlık daha sonraları da sürdü.
    Ayfer büyüyüp gazeteci olduğunda Elif’
    hastanede bir süreliğine yatmıştı.
    Birgün Elif’in doktoruna TLF edip kendini biraz abartılı tanıttıktan sonra Elif’e iyi bakılmasını söylüyor. Bir gün doktoru bana, beni bir gazeteci aradı neredeyse tehdit edercesine Elif’e iyi bak dedi bu kimdir diye bana sordu.
    Benim doktora Ayferi anlatmam epey zor olmuştu.
    Evet arkadaşlık ötesi bir dostluk hikayesinin devamı gibi oldu.
    Çok yaşayın Ayferler…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: