1990'lar

Valiz

Yıl 1990. Mevsimlerden yaz. Dünyamızın büyüklüğünün adımlarımızın sayısı kadar olduğu yıllar. Annem önlisans eğitimi için Ankara’ya gitmeye karar vermişti. Özlem duygusunu çok bilmiyorum o zamanlar. Babam işleri dolayısıyla çoğunlukla başka şehirlerde olduğundan alıştığımız bir yokluktu onunkisi. Her zaman yanımızda, yamacımızda, nefesimizde olan annem de gideceğinden daha çok, mutlaka döneceğinden bahsettiği için kavrayamıyordum ayrılığı. Paylaşmanın ve yardımlaşmanın çok olduğu mahallemizde annem gidince bize kim bakacak kaygısı da doğmuyor hiç aklıma, kalbime.

Planlanan her şey yolunda gitti, annem gerekli evraklarını eksiksiz hazırladı ve Gazi Üniversitesi’ne kaydını yaptırdı. Aradan geçen birkaç günden sonra şehirlerarası otobüsün bilmem kaç numaralı koltuğunda yola çıkmıştı. O yola çıktığında ben okuldaydım ve eve geldiğimde evimize sanki dünyanın en büyük sessizliği çöreklenmişti. Salondaki vitrinden kitaplıklı kanepemize, mutfaktaki mavi camekânlı dolaptan, kırmızı bulaşık leğenine kadar her şeyde bir terk edilmişlik duygusu vardı…

Her zamanki gibi olacağını sandığım bir duyguyla elimdeki poşeti ters çevirerek kitap ve defterlerimi salondaki kilimimizin ortasına döktüm, karışmış sayfalarıyla öylece sere serpe bıraktılar kendilerini yere. Ben de yanlarına boylu boyunca uzanıp hangi ödevimi yapsam diye  düşünmeye çalıştım… Düşünemedim. Titremeye başlayan çenem, düğümlenen boğazım ve hızlanan nefesim… Göğsümdeki anlayamadığım o yangıyı çözmeye çalışırken birden, kapımızda beliren yengemi gördüm. Hızlı bir hareketle terliklerini çıkartıp adımı seslense de beni görüp görmediğinden emin olamadım. Yanımdan mutfağa doğru geçerken gözüm ayağından çıkarttığı terliğin havadaki taklalarına takılmıştı. Sonra aynı hızla elinde birkaç soğan ve uzayan terliği ile gözden kayboldu yengem…

Günler aynı düzlemde büyük bir boşluk duygusu ile birbirini kovaladı. Her şeyin tadı eksik, yutkunmada çektiğim zorluk ve küçücük anlarda bize annelik yapmaya çalışan babam. Ve hayatıma yeni giren bir renk olarak ayna karşısında saçlarımı tararken gösterdiğim özen, Ankara’ya giden annemin yerine geçmeye çalıştığımın bir belirtisi gibiydi. Bir de mavi naylon ayakkabılarımı ayağıma takıp mahalle arkadaşlarımla oyun oynamaya başladığımda çocuk olduğumu hatırlayıp annemden kalan boşluğu unuttuğum vakitler.

Aradan yaklaşık bir ay falan geçmişti. Babam annemin döneceği günün müjdesini verdi. Bir anda evimizde eşyalarımız artmış, boşluk kendini sıcak bir hisle doldurmuştu. Derken o gün gelip çattı, annem çizgili beyaz elbisesi, yorgun ama gülen yüzüyle evimizin yer yer paslanmış demir kapısında elinde bir valizle belirdi. Bize sarılmayı pek bilmeyen annemi, sarılarak nasıl karşılayacağımı kestiremediğimden olabilecek en hazin biçimde kapıya doğru koştum ve “Anneeee!!!” diyerek anneme değil, elindeki valize sarıldım.

“Dur kızım ağır, taşıyamazsın, bırak!” diyen annemi dinleyip valizi bıraktım ve içeri adım atan annemin arkasına geçip sanki beraber Ankara’dan geliyormuşuz gibi onunla birlikte içeri girdim.


Ana görüntü kaynak

Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Valiz&rdquo için 5 yorum

  1. Ayşe Çandır

    Dirennnnnnn, çok beğendim muccukkalipso 🎈

  2. Her duyguyu okuyucusuna rahatlikla yansitmış yazarımız.su gibi bir solukta okuyabileceginiz muhteşem bir yapıt.mutlaka okunması gerek herkese tavsiye ediyorum…

  3. Diren l akıcı sade zevkle okunur çokkk güzel

  4. Fadime

    Tebrik ederim anne kızın arasındaki bağ anca bu kadar güzel anlatılabilirdi kendimi buldum içinde.🧿

  5. selçuk esen

    gerçekten, sevginin böylesi anlatımı doyumsuz güzel olmuş…..çok sevdim çok

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: