1970'ler VİTRİN

Kusmuk – ♫

Kardeşim orta 1, ben orta 3’teyim. Okula trenle gidip geliyoruz. Sirkeci’den Kocamustafapaşa’ya. Okul dönüşlerinde tren kalabalık oluyor. Aslında bir sonraki trene binsek otururuz ama geç olur, merak ederler diye tıklım tıklım vagona biz de tıkılıyoruz. Omuzlarımızda ağır çantalar. İkimiz de ufak boylu, küçük kızlarız her yere sığıyoruz ama o çantalar, çek babam çek. Kardeşimin kara gözlükleri burnuna düşmüş, kara saçları dağılmış. Kesin karnı da acıkmıştır, ben de acıktım.

Tren hareket ediyor, takır tukur, takır tukur. Yeşil koltuklar sallanıyor bir sağa bir sola. İlk durak Cankurtaran. Orada kimse binmez, asıl kalabalık Kumkapı’da. Gedikpaşa’nın sayacıları, ayakkabıcılar, dericiler Kumkapı’da biniyor trene hep. Küçük oğlan çıraklar, amcalar doluşuyor. Zaten havasız olan tren deri kokuyor birden. Neyse ki kardeşimi az ötedeki koltuğun sol boşluğuna ittiriyorum da biraz rahat ediyor. O daha acemi. Benim yollardaki üçüncü senem, hem de ablayım kolluyorum işte.

Takır tukur, takır tukur sallana sallana gidiyoruz. Tren sallandıkça birbirinin üstüne yığılıyor insanlar, adamlar ittiriyorlar, kardeşimden uzaklaşıyorum ama yine de kafamı çevirince görebiliyorum.

Binen bindi, kapılar kapandı, Yenikapı’ya ilerliyoruz. Az kaldı. Bu iki durağın arası kısa. Arada kafamı uzatıp kardeşime bakıyorum. Rengi mi sararmış ne? O ara yine bir ittirilme dalgası, Yenikapı’ya gelmişiz. Sonra birden “ah vah, aman” sesleri geliyor. Hemen kardeşime doğru bakıyorum, havada helezonik biçimde dönen öğle yemeğini görüyorum. “Amca dur o benim kardeşim” diye o tarafa gitmeye çalışırken ikinci artçı geliyor.

“Böööğğğğ …”

Hemen yer verip oturtturuyorlar onu. Hiç sesi çıkmadan koltuğa mıhlanıyor. Çantamı sürükleye sürükleye ona ulaşıyorum. Cebimden mendilimi çıkarmaya çalışıyorum. Ter içindeyim. Manto, hırka, önlük, lanet olası çanta… Hah cebim ve mendil. Kırmızı kuşlu kumaş mendilim. Temizlemeye çalışıyorum.

“Off bir inseydik şu trenden!” 

Camdan bakıyorum, eve yaklaşıyoruz. Deri kokusu kusmuk kokusuna karışmış, Etraftakiler kızgın değil, daha çok acımış gibiler ama inersek sevinirler kesin.

Neyse geldik.

Kapılar açılıyor. Kalabalık bize dokunmamak için yarılmış, yol açıp geçmemizi bekliyor. Lanet olası çantaları sürükleyip iniyoruz. Utanıyorum. Biraz da kardeşime gıcık mı olmuşum ne? İnince kenara çekilip toparlanmak için bir yer bakıyoruz. Kardeşimin gözlüğü elinde, saç baş karışmış, mantosu batmış.

“Ne kustun kız?” diyorum bütün gıcıklığımla, ağlamaya başlıyor.

Teyzeler “Yazık yazık” diyor, daha çok terliyorum. Kendi çantamı sağ, onun çantasını sol omuzuma atıp kızgın kızgın önden yürüyorum. O da ağlaya ağlaya arkamdan geliyor. Upuzuuuun bir yokuşu tırmanıyoruz. Çantalar giderek ağırlaşıyor.


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Ana görüntünün kaynağı

Kusmuk – ♫&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: